Translate

ejder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ejder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2010 Pazartesi

Yunan mitolojisinde, Tanrıça Hekate' nin yarattığı bir canavar...

Empusa,

Tanrıça Hekete' nin insanları korkutmak için yarattığı bir canavar. Her çeşit kılığa girebilen, insan etiyle beslenen kurbanlarını çok güzel bir kadın kılığına girerek avlayan bir canavar.

8 Mart 2010 Pazartesi

1831 Polonya isyanındaki şövalyelere verilen ad...

Krakus, 

Söylenceye, göre Polonya' daki Krakov kenti kurulmadan önce bir ejderha burada yaşarmış. Kentin kurucusu sayılan kral Krakus da bu ejderhayı alt edip Wawel tepesine yerleşmiş. 

Wawel ejderhası (wawel dragon) için çok daha popüler olan bir başka söylence ise şöyle: Krakus’un egemenliği döneminde şatonun altında yaşayan bu ejderha, kente sürekli zarar veriyormuş. İnsanları, hayvanları yiyor, ateşli nefesiyle her yeri yakıp yıkıyormuş. Eğer her ay genç bir kız mağarasının önüne bırakılıp kendisine sunulmazsa o ay yatıştırılamıyormuş. Ejderhayla başa çıkabilmek için her aileden bir genç kız böyle kurban edilmiş, geriye kralın kızı kalmış. Kral da elbette kızını öyle kolay kolay ejderhaya yem edecek değil ya, hemen bu işi kökünden halledebilmek için bir ödül ortaya koymuş. Her kim ki ejderhayı alt eder, öldürür; biricik kızıyla evlenmeye hak kazanır. Bu uğurda ne şövalyeler, ne yiğitler, ne kahramanlar telef olmuş.. 

Ama bir gün Dratewka adında bir ayakkabı tamircisi çırağı, aklını kullanarak ejderhayı öldürmeyi başarmış. İçi sülfürle doldurulmuş bir koyun postunu ejderhanın önüne atmış. Ejderha bunu yemiş ama sülfür onu öylesine susatmış ki, hemen şatonun önünden akan Vistül (Vistula) nehrinin yarısını içmiş ve sonunda patlayarak ölmüş. Dratewka da ödülüne ulaşmış, prensesle bir ömür mutlu mesut yaşamışlar. O gün bugündür ejderha, Krakov’un simgelerinden sayılıyor.

21 Şubat 2010 Pazar

Hint sanatında timsah, yunus ve fil karması efsanevi su canavarına verilen ad...

Makara, 
Denizlerin canavarı olarak sayılan “makara”lar vardı. Timsah, fil ve balık karışımından oluşan “makara”lar en çok okyanus kenarında yaşayan kişiler tarafından tanınıyorlardı. Bu yaratıkların çeneleri aynı timsaha, burunları fillerin hortumuna benziyordu. Vücutları pulla kaplı olan “makara”ların kuyrukları da aynı balığınki gibiydi. 
Budist hikayelerine göre, çok büyük bir “makara” olan Timingala, okyanusun ortalarında yaşayan iştahlı bir yaratıktı. Açık denizlerde seyreden tekneler arasında terör estiren Timingala, ağzını her açtığında etraftaki tekneleri ve içindeki mürettebatı bir çırpıda yutuveriyordu.

7 Ocak 2010 Perşembe

Anadolu' nun bazı yörelerinde, geceleri insanların üzerine çöküp korkuttuğuna inanılan düşsel yaratığa verilen ad...

Karakura,


Acıklı, kötücül bir ruhun adı. Bazı inanışlara göre yeni doğum yapmış lohusa kadınları korkutan ve ciğerlerini alıp götürdüğüne inanılan ruh, hayali yaratık. İnsanlara korkulu kabusları ve karabasanları gönderen odur. Adıyla çocuklar korkutulur. Bir kedi büyüklüğündedir ve keçiye benzer. Erkekleri boğmak için üzerlerine atlar.


Bir başka görüşe göre biçimsiz (şekilsiz) düşünülen bir varlık. Eski çağlarda insanları uykuda yakalayıp korkuturmuş. Sonra nefes almalarını engelleyerek ses çıkarmalarını önler, ciğerlerini alıp götürürmüş. Bu varlıklar kedi gibi hafiften ve sakin sakin gezen canlı biçiminde betimleniyordu.


Erzurum ve Erzincan yöresindeki inanışlara göre bu tabiat üstü güç, albastı gibi lohusalara musallat olan, onları korkutarak, ciğerlerini söküp götüren bir varlıktır. Konya civarında anlatıldığına göre, bu ruh, keçiye benzeyen fakat kedi büyüklüğünde olan, insanların üstüne çökerek onları boğmaya çalışan bir yaratık şeklinde düşünülür. Gün ışığından korkar, güneş doğunca kımıldayamaz; ancak o zaman yakalanabilir. Ona yemin ettirdikten sonra köle gibi kullanmak mümkün olurmuş. Karakura yatağında ekmek kırıntısı olan insanları da çok severmiş. Böyle yataklarda uyuyanlar karakura tarafından bastırılır, kabus görür, sıkıntı çekerlermiş. Ayrıca bu yaratık Sivas yöresinde "Elkişave" olarak da adlandırılır. Sivas'ta da bu hikâye aynen bu şekilde anlatılır.

2 Ağustos 2009 Pazar

Kökeni Uzakdoğu' ya dayanan, stilize çiçek ve yaprak motiflerinden oluşan bezeme biçimi...

Hatayi,

Tezhip sanatının ana motiflerinden biridir.İsminden de anlaşılacağı gibi menşe itibariyle “Hata, Hatay, Hıtay, Huten” isimleriyle de anılan Çin Türkistanı’ na bağlanır. 

Hem hattat hem de müzehhip olan Baysungur Mirza, Herat’ taki sarayında kurduğu sanat atölyesinde eşsiz eserler hazırlatarak Batı Türkistan kültürünün kitap sanatlarını yüksek bir olgunluğa eriştirmiştir. Baysungur Mirza, Gıyaseddin isminde bir sanatkarı yeni motifler için Çin Türkistanı’na gönderir. Oradan getirilen bu motife o memlekete izafeten “hatayi” ismi ile anılmıştır. Orta Asya’dan İran yoluyla Anadolu’ya ulaşan hatayi motifi en fazla kullanım alanını Osmanlılar Döneminde bulmuştur. Hatayi, muhtelif çiçeklerin dikine kesitinin anatomik çizgilerinin üsluplaştırılmasıyla ortaya çıkan şekildir. Kaynağı belli olmayacak kadar stilize edilmiş çiçek ve yapraklardan oluşan desene hatayi denir. Doğada var olan stilize edilmiş çiçeklerin büyük, küçük, alttan, üstten, yandan çeşitli kesitleridir. Ancak çiçeklerin türlerini kesin olarak tespit etmek çok güçtür.